ölüm şiirleri

OtuzbeÅŸ YaÅŸ

Çarşamba, Kasım 11th, 2009

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi (daha fazla…)

Genç yaşta ölüm

Çarşamba, Mart 11th, 2009

sendin beni anlıyan
sendin beni güldüren
sensizlikmi bana bunları yazdıran
yoksa senle olmakmı
hep düşündüren
sensiz hayat olmuyor be gülüm
aldılarmı elinden en sevdigini
kim bilir (daha fazla…)

Bir ölüm ilanı

Çarşamba, Mart 11th, 2009

Zaten hayalet olan
Gölge yazar Oğuz’un ölümü de
Herhalde kendinden rivayet

Oğuz’un cenazesi mi
Hayret!

Hem o hiç uyumaz ki
Belki de ilk kez oradan
Kendi kendini (daha fazla…)

Ölüm

Cumartesi, Åžubat 14th, 2009

YaÅŸayan insanlar neden korkarlar
Aydınlık bir günün gecesi ölüm
Düşünce simsiyah saçlara karlar
Olur yalnızlığın ecesi ölüm

Gelir kurtuluÅŸ olur mutsuz kalplere
Gelir hüzün verir tüm gönüllere
Soğukluk saçar sıcak ellere
Dillerin titreyen hecesi ölüm

Bazen bir namlunun ucunda gelir
Harpte şarapnelin içinde gelir
Kimimize ayın (daha fazla…)

Ölüme dair

Cuma, Åžubat 13th, 2009

Buyrun, oturun dostlar,
hoÅŸ gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
baÅŸucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun oturun dostlar
hoÅŸ gelip sefalar getirdiniz.

Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf ÅŸey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine…

Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız…
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş (daha fazla…)